çoklu görünüme geç
tekli görünüme geç

Adnan Menderes’in hatırasının korunarak yaşatılması için dönemin en ayrıntılı ve en kapsamlı panoramasını gözler önüne sermek, yalnızca iç siyasi tartışmalarla sınırlı olmayan tarihî hataların ve yanlış anlaşılmaların düzeltilmesi amacıyla uzman isimlerle kapsamlı çalışmalar yapıldı. Bu çalışmaların minvalinde envanter oluşturularak müze konsept ve tasarımı çıkarıldı.

Suriye, köklü tarihi boyunca dinlerin, dillerin ve medeniyetlerin doğduğu ve asırlardır birbirinden renkli kültürlerin bir arada yaşadığı topraklar olageldi. “Göçün İzleri” sergisi, Suriye topraklarında yer alan ve iç sav“Göçün İzleri” sergisi, Suriye topraklarında yer alan ve iç savaş nedeniyle tahrip edilmiş, ancak ihtişamını hala koruyarak bizlere asırlar öncesinden medeniyet dersi vermeye devam eden muhteşem eserleri görünür kılmak için VR teknolojisiyle tasarlanmıştır.

“Göç Duygusu” sergisinde 1961’den beri Türkiye’den Avrupa’ya çalışmak için giden göçmenlerin hikayeleri yine göçmenlere ait eşyaların duygu yüklü dil ile anlatılmaktadır.

Dünyanın en geniş katılımlı ve kapsamlı tematik film festivali olarak yola çıkan “Uluslararası Göç Filmleri Festivali” milyonlarca göçmene kucak açan Türkiye’nin ev sahipliğinde 14-21 Haziran tarihleri arasında online olarak gerçekleştirildi.

Uluslararası Göç Filmleri Festivali kapsamında tasarlanan sergi; göç olgusunun göçmenin karar mekanizmasını devamlı aktif tutmasından ilham alarak çevrimiçi ziyaretçilerin dijital sergi deneyimlerini, interaktif sorulara verdikleri cevaplara göre kişiselleştirebilecekleri bir kurguyla hazırlandı.

Çocuk, genç, yaşlı ya da kadın, erkek fark etmeksizin
oyun, sosyal hayatın vazgeçilmez bir parçası hâline
gelmiş fizyolojik bir olgunun sınırlarını aşarak
kültürlerin oluşmasında kurucu rol üstlenmiştir.

LİPPEPARK 2019
Ter(lemek) beraberlik tesis eder –müşterek sporda, oyunda ve eğlencede
Terlemek aynı uğurda mücadele edenleri birbirine bağlar

Etnospor Kültür Festivali, hedefi tarihi ve geleneksel sporları yeniden canlandırıp hem bu kültürü yaşatmak hem de profesyonel bir disiplin içerisine sokup olimpiyatlara katılabilecek bir aşamaya getirmek olan Dünya Etnospor Konfederasyonu tarafından düzenleniyor.

DiasporaTürk işbirliği ile gerçekleştirdiğimiz “Memoirs in My Suitcase” sergisi, Türk diasporasının 60 yıllık göç hikâyesini 10 Aralık 2019 – 31 Mayıs 2020 tarihleri arasında Oxford Üniversitesi Pitt Rivers Müzesi ziyaretçilerine sundu.

Geleneğin izinden giden festival

Anadolu’daki geleneksel giysi kültürü yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan toplulukların zenginliğinin bir yansıması olarak karşımıza çıkar. Neredeyse her yöreye, şehre, köye ve hatta mahalleye göre değişen kıyafet çeşitliliği bu toplulukların kimliklerine dair bir gösteren olmasının yanında estetik meraklarını da gözler önüne sermesi bakımından büyük kıymet arz eder.

Türkiye ve Güney Kore arasındaki diplomatik ilişkilerin 60. yılı dolayısıyla Uluslararası Seul Kitap Fuarı’nda açılan “Kardeşlik Öyküsü: Ankara Okulu” sergisi, Kore topraklarına yardım elini uzatan Türk ordusunun sadece cephede değil cephe gerisinde de Korelilerle gerçekleştirdiği dayanışmayı ele alır.

Geleneğin izinden giden festival

Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum has been the industry’s standard dummy text ever since the 1500s, when an unknown printer took a galley of type and scrambled it to make a type specimen book. It has survived not only five centuries, but also the leap into electronic typesetting, remaining essentially unchanged.

İcatlar Mucitler serisi, İslam bilim tarihinde keşifleri,
icatları ve kitapları ile yer etmiş âlimlerin hayatlarını
konu edinir.

Etnospor Kültür Festivali, hedefi tarihi ve geleneksel sporları yeniden canlandırıp hem bu kültürü yaşatmak hem de profesyonel bir disiplin içerisine sokup olimpiyatlara katılabilecek bir aşamaya getirmek olan Dünya Etnospor Konfederasyonu tarafından düzenleniyor.

Tarihi semtlere yolculuk

Müslüman kâşiflerin teknik buluşları
8.-16. yüzyıl arasında Eski Yunan, Hint, Pers ve Roma gibi kadim uygarlıkların bilim ve teknik alanındaki çalışmalarını çeviriler yoluyla elde eden Müslüman bilim adamları astronomiden kimyaya, tıptan fiziğe kadar birçok alanda bu eserlerde verilen bilgileri kontrol edip geliştirir ve bu sayede yeni keşif ve icatlara imza atar.

Adnan Menderes’in hatırasının korunarak yaşatılması için dönemin en ayrıntılı ve en kapsamlı panoramasını gözler önüne sermek, yalnızca iç siyasi tartışmalarla sınırlı olmayan tarihî hataların ve yanlış anlaşılmaların düzeltilmesi amacıyla uzman isimlerle kapsamlı çalışmalar yapıldı. Bu çalışmaların minvalinde envanter oluşturularak müze konsept ve tasarımı çıkarıldı. Böylece merhum Menderes ailesine ait özel eşya, fotoğraf ve belgelerin yanı sıra döneme ilişkin obje ve nesnelerin titiz bir biçimde bir araya getirilerek özel bir koleksiyon oluşturuldu. Müze anlatımı dijital interaktif çalışmalar, kısa filmler, video mappinglerle zenginleştirildi. İçerikten, tasarıma bütüncül bir konsept ortaya koyduğumuz müzede, demokrasi kültürümüzü korumayı, kalkınma tarihimizi araştırmayı, geliştirmeyi ve yorumlamaya ve ortak bir hafıza yaratmaya çalıştık.
Adnan Menderes’in hatırasının korunarak yaşatılması için dönemin en ayrıntılı ve en kapsamlı panoramasını gözler önüne sermek, yalnızca iç siyasi tartışmalarla sınırlı olmayan tarihî hataların ve yanlış anlaşılmaların düzeltilmesi amacıyla uzman isimlerle kapsamlı çalışmalar yapıldı. Bu çalışmaların minvalinde envanter oluşturularak müze konsept ve tasarımı çıkarıldı. Böylece merhum Menderes ailesine ait özel eşya, fotoğraf ve belgelerin yanı sıra döneme ilişkin obje ve nesnelerin titiz bir biçimde bir araya getirilerek özel bir koleksiyon oluşturuldu. Müze anlatımı dijital interaktif çalışmalar, kısa filmler, video mappinglerle zenginleştirildi. İçerikten, tasarıma bütüncül bir konsept ortaya koyduğumuz müzede, demokrasi kültürümüzü korumayı, kalkınma tarihimizi araştırmayı, geliştirmeyi ve yorumlamaya ve ortak bir hafıza yaratmaya çalıştık.
“Göçün İzleri” sergisi, Suriye topraklarında yer alan ve iç savaş nedeniyle tahrip edilmiş, ancak ihtişamını hala koruyarak bizlere asırlar öncesinden medeniyet dersi vermeye devam eden muhteşem eserleri görünür kılmak için VR teknolojisiyle tasarlanmıştır. Nuh Tufanı’ndan beri insanlık göç etmiş ve göç ettiği topraklara kendi kültürünü götürürken gittiği yerde karşılaştıkları ile yeni medeniyetler kurmuştur. Suriye, köklü tarihi boyunca dinlerin, dillerin ve medeniyetlerin doğduğu ve asırlardır birbirinden renkli kültürlerin bir arada yaşadığı topraklar olageldi. Yolu Suriye’den geçen ya da Suriye’den göçen medeniyetler imar ettiği eserleri günümüze kadar büyük ölçüde koruyarak bizlere büyük bir miras bıraktı. Maalesef 21. Yüzyılın ‘modern’ insanı ‘modern’ aletlerle bu eserleri tahrip ederek insanlık tarihinde bir barbarlık sayfası açtı. “Göçün İzleri” sergisi, Suriye topraklarında yer alan ve iç savaş nedeniyle tahrip edilmiş, ancak ihtişamını hala koruyarak bizlere asırlar öncesinden medeniyet dersi vermeye devam eden muhteşem eserleri görünür kılmak için tasarlanmıştır. Antik dönemlerde büyük ticaret yollarının kesişim yeri olan Palmira’da insanlığın ortak tecrübesini yaşamak, tarihin ilk alışveriş merkezlerinden olan Osmanlı eseri Halep çarşısının duvarlarında yankılanan esnaf seslerini duymak, Şam’da Emevîler devrinde yapılan Emeviyye Camii’nin süslemelerinde kaybolmak, Selahaddin’in kalesinde ihtişamı hissetmek, Azm Sarayı’nın bahçesinde tefekküre dalmak... Sergide edinebileceğiniz tüm bu deneyimler bize geçmişin rengarenk derinliği ve geleceğin barış dolu anları hakkında güçlü ipuçları sunuyor. Paris merkezli Iconem ve İstanbul merkezli Alart’ın özel bir teknoloji ile ürettiği içeriklerden oluşturulan ‘Göçün İzleri’ sergisini, son yıllarda trajedileri ile tanıdığımız Suriye topraklarının engin tarihi konusunda farkındalık yaratması temennisi ile siz değerli ziyaretçilerimizin deneyimlerine sunuyoruz...
Suriye, köklü tarihi boyunca dinlerin, dillerin ve medeniyetlerin doğduğu ve asırlardır birbirinden renkli kültürlerin bir arada yaşadığı topraklar olageldi. “Göçün İzleri” sergisi, Suriye topraklarında yer alan ve iç sav“Göçün İzleri” sergisi, Suriye topraklarında yer alan ve iç savaş nedeniyle tahrip edilmiş, ancak ihtişamını hala koruyarak bizlere asırlar öncesinden medeniyet dersi vermeye devam eden muhteşem eserleri görünür kılmak için VR teknolojisiyle tasarlanmıştır. Nuh Tufanı’ndan beri insanlık göç etmiş ve göç ettiği topraklara kendi kültürünü götürürken gittiği yerde karşılaştıkları ile yeni medeniyetler kurmuştur. Suriye, köklü tarihi boyunca dinlerin, dillerin ve medeniyetlerin doğduğu ve asırlardır birbirinden renkli kültürlerin bir arada yaşadığı topraklar olageldi. Yolu Suriye’den geçen ya da Suriye’den göçen medeniyetler imar ettiği eserleri günümüze kadar büyük ölçüde koruyarak bizlere büyük bir miras bıraktı. Maalesef 21. Yüzyılın ‘modern’ insanı ‘modern’ aletlerle bu eserleri tahrip ederek insanlık tarihinde bir barbarlık sayfası açtı. “Göçün İzleri” sergisi, Suriye topraklarında yer alan ve iç savaş nedeniyle tahrip edilmiş, ancak ihtişamını hala koruyarak bizlere asırlar öncesinden medeniyet dersi vermeye devam eden muhteşem eserleri görünür kılmak için tasarlanmıştır. Antik dönemlerde büyük ticaret yollarının kesişim yeri olan Palmira’da insanlığın ortak tecrübesini yaşamak, tarihin ilk alışveriş merkezlerinden olan Osmanlı eseri Halep çarşısının duvarlarında yankılanan esnaf seslerini duymak, Şam’da Emevîler devrinde yapılan Emeviyye Camii’nin süslemelerinde kaybolmak, Selahaddin’in kalesinde ihtişamı hissetmek, Azm Sarayı’nın bahçesinde tefekküre dalmak... Sergide edinebileceğiniz tüm bu deneyimler bize geçmişin rengarenk derinliği ve geleceğin barış dolu anları hakkında güçlü ipuçları sunuyor. Paris merkezli Iconem ve İstanbul merkezli Alart’ın özel bir teknoloji ile ürettiği içeriklerden oluşturulan ‘Göçün İzleri’ sergisini, son yıllarda trajedileri ile tanıdığımız Suriye topraklarının engin tarihi konusunda farkındalık yaratması temennisi ile siz değerli ziyaretçilerimizin deneyimlerine sunuyoruz...aş nedeniyle tahrip edilmiş, ancak ihtişamını hala koruyarak bizlere asırlar öncesinden medeniyet dersi vermeye devam eden muhteşem eserleri görünür kılmak için VR teknolojisiyle tasarlanmıştır. Antik dönemlerde büyük ticaret yollarının kesişim yeri olan Palmira’da insanlığın ortak tecrübesini yaşamak, tarihin ilk alışveriş merkezlerinden olan Osmanlı eseri Halep Çarşısı’nın duvarlarında yankılanan esnaf seslerini duymak, Şam’da Emevîler devrinde yapılan Emeviyye Camii’nin süslemelerinde kaybolmak, Selahaddin’in kalesinde ihtişamı hissetmek, Azm Sarayı’nın bahçesinde tefekküre dalmak... Paris merkezli Iconem ve İstanbul merkezli Alart’ın özel bir teknoloji ile ürettiği içeriklerden oluşturulan ‘Göçün İzleri’ sergisini, son yıllarda trajedileri ile tanıdığımız Suriye topraklarının engin tarihi konusunda farkındalık yaratması temennisi ile siz değerli ziyaretçilerimizin deneyimlerine sunuyoruz...
“Göç Duygusu” sergisinde 1961’den beri Türkiye’den Avrupa’ya çalışmak için giden göçmenlerin hikayeleri yine göçmenlere ait eşyaların duygu yüklü dil ile anlatılmaktadır. VR ve Artırılmış Gerçeklik teknikleri ile oluşturulmuş sergide göçmenlerin hikayelerini ve ‘Göç Duygusu’nu göçmenlere ait gerçek fotoğraf, belge ve objeler ile deneyimleyebilirsiniz. Her şey 1960’larda kulaktan kulağa yayılan bir haberle başladı: ‘Almanlar geliyormuş, trenlerle işçi götüreceklermiş’… Ardından gazeteler yazmaya, ajanslar saat başı haberlerde söylemeye başladı. Belki üzerinde Almanya haberi olan gazete kupürünü ceketinin cebine koyarak türlü hayallere dalan bir işçi başlattı bu hikâyeyi. Dosyasını hazırladı, sınavlara girdi, muayenelerden geçti… Hayallerinin ilk adımını dosyasının üzerine vurulacak o yeşil mühür ile atmış olacaktı. Anadolunun dörtbir köşesinden Avrupaya çalışmak için giden ve onca özleme rağmen gittiği yerin yeni bir yurt olduğunu ancak on sene sonra kavrayabilen göçmenlerin gerçek hikayelerine ait objelerin sesini bu sergide duyabilirsiniz.
“Göç Duygusu” sergisinde 1961’den beri Türkiye’den Avrupa’ya çalışmak için giden göçmenlerin hikayeleri yine göçmenlere ait eşyaların duygu yüklü dil ile anlatılmaktadır. VR ve Artırılmış Gerçeklik teknikleri ile oluşturulmuş sergide göçmenlerin hikayelerini ve ‘Göç Duygusu’nu göçmenlere ait gerçek fotoğraf, belge ve objeler ile deneyimleyebilirsiniz. Her şey 1960’larda kulaktan kulağa yayılan bir haberle başladı: ‘Almanlar geliyormuş, trenlerle işçi götüreceklermiş’… Ardından gazeteler yazmaya, ajanslar saat başı haberlerde söylemeye başladı. Belki üzerinde Almanya haberi olan gazete kupürünü ceketinin cebine koyarak türlü hayallere dalan bir işçi başlattı bu hikâyeyi. Dosyasını hazırladı, sınavlara girdi, muayenelerden geçti… Hayallerinin ilk adımını dosyasının üzerine vurulacak o yeşil mühür ile atmış olacaktı. Anadolunun dörtbir köşesinden Avrupaya çalışmak için giden ve onca özleme rağmen gittiği yerin yeni bir yurt olduğunu ancak on sene sonra kavrayabilen göçmenlerin gerçek hikayelerine ait objelerin sesini bu sergide duyabilirsiniz.
Dünyanın en geniş katılımlı ve kapsamlı tematik film festivali olarak yola çıkan “Uluslararası Göç Filmleri Festivali” milyonlarca göçmene kucak açan Türkiye’nin ev sahipliğinde 14-21 Haziran tarihleri arasında online olarak gerçekleştirildi. Gaziantep’te düzenlenmesi planlanan ancak pandemi nedeniyle online olarak gerçekleştirilen dünyanın en geniş kapsamlı tematik film festivali olan ‘Uluslararası Göç Film Festivali’ Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlendi. 2011 yılından bu yana maruz kaldıkları insanlık dışı koşullar sebebiyle doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalan milyonlarca göçmene kucak açan Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenen festival, insanlığın gündeminden hiç düşmeyen göç olgusuna ayna tutmayı çalıştı. Uluslararası Göç Filmleri Festivali, göçlerin tarih boyu tüm milletlerin yaşadığı ortak bir hikâye olduğuna vurgu yaparak ve bu konuda farkındalık yaratmak üzere yol çıktı. Sinema aracılığıyla göçlerin tarih boyu toplumlara katkılarını gündeme getirerek ‘’Uluslararası Göç Filmleri Festivali’’ ağırlıklı olarak göç, göçmenler, göçün toplumlar arası kültürel etkileri, medeniyete katkıları ve insanların adaptasyon süreçlerine ilişkin değişim konularını irdeleyen filmlere ve bunları işleyen yönetmenlere odaklanıldı.
Dünyanın en geniş katılımlı ve kapsamlı tematik film festivali olarak yola çıkan “Uluslararası Göç Filmleri Festivali” milyonlarca göçmene kucak açan Türkiye’nin ev sahipliğinde 14-21 Haziran tarihleri arasında online olarak gerçekleştirildi. Gaziantep’te düzenlenmesi planlanan ancak pandemi nedeniyle online olarak gerçekleştirilen dünyanın en geniş kapsamlı tematik film festivali olan ‘Uluslararası Göç Film Festivali’ Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlendi. 2011 yılından bu yana maruz kaldıkları insanlık dışı koşullar sebebiyle doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalan milyonlarca göçmene kucak açan Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenen festival, insanlığın gündeminden hiç düşmeyen göç olgusuna ayna tutmayı çalıştı. Uluslararası Göç Filmleri Festivali, göçlerin tarih boyu tüm milletlerin yaşadığı ortak bir hikâye olduğuna vurgu yaparak ve bu konuda farkındalık yaratmak üzere yol çıktı. Sinema aracılığıyla göçlerin tarih boyu toplumlara katkılarını gündeme getirerek ‘’Uluslararası Göç Filmleri Festivali’’ ağırlıklı olarak göç, göçmenler, göçün toplumlar arası kültürel etkileri, medeniyete katkıları ve insanların adaptasyon süreçlerine ilişkin değişim konularını irdeleyen filmlere ve bunları işleyen yönetmenlere odaklanıldı.
Uluslararası Göç Filmleri Festivali kapsamında tasarlanan sergi; göç olgusunun göçmenin karar mekanizmasını devamlı aktif tutmasından ilham alarak çevrimiçi ziyaretçilerin dijital sergi deneyimlerini, interaktif sorulara verdikleri cevaplara göre kişiselleştirebilecekleri bir kurguyla hazırlandı. Alternatif birçok rotanın tasarlandığı sergi  örüntüsü boyunca her arayüz, ziyaret ilerin se tikleri başlığın mahiyetine paralel bir sinema tekniğini tanıtarakçok katmanlı içeriklerle birlikte sunuldu.
Uluslararası Göç Filmleri Festivali kapsamında tasarlanan sergi; göç olgusunun göçmenin karar mekanizmasını devamlı aktif tutmasından ilham alarak çevrimiçi ziyaretçilerin dijital sergi deneyimlerini, interaktif sorulara verdikleri cevaplara göre kişiselleştirebilecekleri bir kurguyla hazırlandı. Alternatif birçok rotanın tasarlandığı sergi  örüntüsü boyunca her arayüz, ziyaret ilerin se tikleri başlığın mahiyetine paralel bir sinema tekniğini tanıtarakçok katmanlı içeriklerle birlikte sunuldu.
Çocuk, genç, yaşlı ya da kadın, erkek fark etmeksizin oyun, sosyal hayatın vazgeçilmez bir parçası hâline gelmiş fizyolojik bir olgunun sınırlarını aşarak kültürlerin oluşmasında kurucu rol üstlenmiştir. Oyunlarda kullanılan nesnelerin, oyun mekânlarının, oyuncu sayılarının ve oyun türlerinin çeşitliliği Türk toplumunun ne kadar zengin bir oyun ve oyuncak belleğine sahip olduğunun göstergesidir. Somut Olmayan Kültürel Miras üzerine çalışmalarını yoğunlaştıran Zeynep BAKİ NALCIOĞLU’nun makalesi, çocuklar ve genel okuyucu dikkate alınarak gözden geçirilmiş ve oyunların ruhuyla uyumlu illüstrasyonlarla zenginleştirilerek kitaplaştırılmıştır.
Çocuk, genç, yaşlı ya da kadın, erkek fark etmeksizin oyun, sosyal hayatın vazgeçilmez bir parçası hâline gelmiş fizyolojik bir olgunun sınırlarını aşarak kültürlerin oluşmasında kurucu rol üstlenmiştir. Oyunlarda kullanılan nesnelerin, oyun mekânlarının, oyuncu sayılarının ve oyun türlerinin çeşitliliği Türk toplumunun ne kadar zengin bir oyun ve oyuncak belleğine sahip olduğunun göstergesidir. Somut Olmayan Kültürel Miras üzerine çalışmalarını yoğunlaştıran Zeynep BAKİ NALCIOĞLU’nun makalesi, çocuklar ve genel okuyucu dikkate alınarak gözden geçirilmiş ve oyunların ruhuyla uyumlu illüstrasyonlarla zenginleştirilerek kitaplaştırılmıştır.
Ter(lemek) beraberlik tesis eder –müşterek sporda, oyunda ve eğlencede Terlemek aynı uğurda mücadele edenleri birbirine bağlar Terin rengi yoktur. Müşterek işte akıtılan ter birlik tesis eder. AKFEST’in amacı birlikte çalışan ve yaşayan insanları sporda, oyunda ve eğlencede de bir araya getirmektir. ASKFEST her yıl kapılarını Avrupa’nın başka bir şehrinde açacaktır. Türkiye kökenliler ile diğer (kökenlerden) insanların sportif ve kültürel karşılaşmaları için bir çerçeve sunacaktır. Terin rengi yoktur. Ter aynı uğurda mücadele edenleri birbirine bağlar. Her yıl Avrupa’nın başka bir şehrinde yapılması planlanan ASKFEST’in de hedefi; Avrupa’da çalışma hayatında birlikte ter döken Almanlar ve Türkleri spor yaparak da beraber ter dökmeye çağırmak ve Avrupa’nın farklı kesimlerini sporun takım ruhu ile birleştirici gücünü kullanarak bir araya getirmek, kültürlerin kadimliği ile tanıştırarak karşılıklı anlayışı derinleştirmek ve eğlenceli etkinlikler ile güzel vakit geçirmelerini sağlamaktır. Tüm bu etkinliklerle vatandaşlarımızın kıtadaki diğer topluluklarca daha iyi tanınmasını sağlamayı ve sporun birleştirici ve kaynaştırıcı gücü ile toplumdaki yerini sağlamlaştırmayı hedefliyoruz
Ter(lemek) beraberlik tesis eder –müşterek sporda, oyunda ve eğlencede Terlemek aynı uğurda mücadele edenleri birbirine bağlar Terin rengi yoktur. Müşterek işte akıtılan ter birlik tesis eder. AKFEST’in amacı birlikte çalışan ve yaşayan insanları sporda, oyunda ve eğlencede de bir araya getirmektir. ASKFEST her yıl kapılarını Avrupa’nın başka bir şehrinde açacaktır. Türkiye kökenliler ile diğer (kökenlerden) insanların sportif ve kültürel karşılaşmaları için bir çerçeve sunacaktır. Terin rengi yoktur. Ter aynı uğurda mücadele edenleri birbirine bağlar. Her yıl Avrupa’nın başka bir şehrinde yapılması planlanan ASKFEST’in de hedefi; Avrupa’da çalışma hayatında birlikte ter döken Almanlar ve Türkleri spor yaparak da beraber ter dökmeye çağırmak ve Avrupa’nın farklı kesimlerini sporun takım ruhu ile birleştirici gücünü kullanarak bir araya getirmek, kültürlerin kadimliği ile tanıştırarak karşılıklı anlayışı derinleştirmek ve eğlenceli etkinlikler ile güzel vakit geçirmelerini sağlamaktır. Tüm bu etkinliklerle vatandaşlarımızın kıtadaki diğer topluluklarca daha iyi tanınmasını sağlamayı ve sporun birleştirici ve kaynaştırıcı gücü ile toplumdaki yerini sağlamlaştırmayı hedefliyoruz
Etnospor Kültür Festivali, hedefi tarihi ve geleneksel sporları yeniden canlandırıp hem bu kültürü yaşatmak hem de profesyonel bir disiplin içerisine sokup olimpiyatlara katılabilecek bir aşamaya getirmek olan Dünya Etnospor Konfederasyonu tarafından düzenleniyor. Sanat yönetmenliğini ALART’ın üstlendiği etkinliğe her yaş grubundan bir milyona yakın katılım oluyor. Birçok farklı milletin temsil edildiği Festivalde, spor müsabakalarının yanı sıra farklı ülkelerin yemeklerinden kıyafetlerine kadar kültürel tüm zenginliklerini ziyaretçilere tanıtmayı hedefliyor.
Etnospor Kültür Festivali, hedefi tarihi ve geleneksel sporları yeniden canlandırıp hem bu kültürü yaşatmak hem de profesyonel bir disiplin içerisine sokup olimpiyatlara katılabilecek bir aşamaya getirmek olan Dünya Etnospor Konfederasyonu tarafından düzenleniyor. Sanat yönetmenliğini ALART’ın üstlendiği etkinliğe her yaş grubundan bir milyona yakın katılım oluyor. Birçok farklı milletin temsil edildiği Festivalde, spor müsabakalarının yanı sıra farklı ülkelerin yemeklerinden kıyafetlerine kadar kültürel tüm zenginliklerini ziyaretçilere tanıtmayı hedefliyor.
DiasporaTürk işbirliği ile gerçekleştirdiğimiz “Memoirs in My Suitcase” sergisi, Türk diasporasının 60 yıllık göç hikâyesini 10 Aralık 2019 – 31 Mayıs 2020 tarihleri arasında Oxford Üniversitesi Pitt Rivers Müzesi ziyaretçilerine sundu. “Ziyaretçilerini, göçmen Türk işçilerin hem ferdî hem de müşterek hikâyelerine düğüm atan anılar, deneyimler, fotoğraflar ve eşyalar üzerinden bir yolculuğa çıkarmak” konseptiyle geliştirdiğimiz sergide DiasporaTürk koleksiyonunu ve göçmen ailelerin büyük bir nezaketle ödünç verdikleri yadigârları etkileyici bir kurgu üzerinden sunmayı amaçladık. Sergi için özel tasarlanan, saçılmış bir kurguda eklemlenen tematik üniteler ve grafiklerle; “dağılmak”, “saçılmak”, “yayılmak” anlamlarını taşıyan “diaspora” kelimesine atıfta bulunurken aynı zamanda göç eden kuşların dalgalı uçuş desenlerini de çağrıştırmayı umduk. 1960’larda Avrupa’nın işgücü açığını karşılamak için yola çıkan misafir işçilerin arasında Türkler de vardı. Almanlar onlara “gastarbeiter” yani misafir işçi diyordu. Birkaç yıl çalışacak, aileleri için para biriktirip ülkelerine geri döneceklerdi. Her ne kadar sağlık muayenelerindeki görüntüler “misafire” uygulanacak türden olmasa da kimi düğün parasını denkleştirmek, kimi traktör parasını çıkarmak, kimi de memlekete para gönderebilmek umuduyla katlandı buna. Oysa katlanacakları tek şey bu değildi… 2 gece 3 gün süren tren yolculuğu, savaş zamanından kalma 8-10 kişilik işçi yurtları, ağır çalışma koşulları, dilini, yaşantısı, geleneklerini ve kültürünü bilmedikleri bir ortam, onları bekleyen zorlu hayatın yalnızca bir yüzüydü. Ancak hiçbir şey İstanbul’dan kalkan trenlerin zamanla sayısının artmasına ve trenlerin dolmasına mani olmadı. Önceleri haftada 2 kez kalkan işçi trenleri, bir süre sonra haftanın her günü ve günde 2 kez Avrupa’nın madenlerine, fabrikalarına işçi taşımaya başladı. Böylece birbirini tanımayan yüzbinlerce insanın kaderleri birbirlerine bağlanmış oldu. Bavullar, biletler, kumanyalar, mataralar, ceplerine koydukları aile fotoğraflar ve daha niceleri… İşçilerin hayatları ortak göç objeleri üzerinde birleşti. Nice mektuplar yazıldı, nice kasetler dolduruldu… Şiirler ve şarkılar onlara yarenlik etti. Anavatana geri dönüş hayali, hep sürse de geri dönmek pek kolay olmadı. Gidenlerin çoğu kalıcı oldular… Ailelerini de yanlarına alarak gittikleri ülkelere yerleştiler. Hem kendi hem de doğdukları ülkenin diliyle, kültürüyle yetişten yeni nesiller dünyaya geldi. Avrupa’nın göçmen aileleri ilk yıllarda şehrin arka mahallelerinde ucuz ve bakımsız evlerde yaşamak zorundaydılar. Berlin’deki Kreuzberg gibi semtler bir süre sonra “getto” diye anılacaktı. Misafirlikle başlayan göç yolculuğu gettolarda devam ediyordu. II. Dünya Savaşı’nın acı hatırlarını anımsatan getto kelimesinin göçmenler için kullanılması, bir süre sonra giderek artmaya devam eden ırkçı hareketlerin ayak sesleriydi belki de… Hayat devam ediyordu… Göçmenler yaşadıkları yerlerde ibadethane, dil kursu, okul, bakkal, lokanta, sinema ve iş yerleri açtıkça kalıcı olarak yerleşenlerin sayısı giderek arttı. 70’lerde Almanya’nın işçi alımını durdurması, 80’lerde çıkarılan geri dönüşü teşvik yasası yüzbinlerce Türk ailenin geri dönmesini sağlasa da çok daha fazlası Almanya’da ve diğer Avrupa ülkelerinde kalmayı tercih etti. Anavatanları artık yalnızca yaz aylarında birkaç haftalığına tatil için gidilen bir yer olmuştu. Avrupa, onların yaşadıkları ve belki de hayata gözlerini yumacakları ikinci vatanlarıydı. 1960’larda İstanbul’daki Sirkeci Tren İstasyonu’nda tahta bavullarla yollara düşen misafir işçiler, bugün sayıları 6.5 milyona ulaşan Türk diasporasının temellerini attılar. Bu bizim hikâyemiz. Bizim insanımızın hikâyesi…
DiasporaTürk işbirliği ile gerçekleştirdiğimiz “Memoirs in My Suitcase” sergisi, Türk diasporasının 60 yıllık göç hikâyesini 10 Aralık 2019 – 31 Mayıs 2020 tarihleri arasında Oxford Üniversitesi Pitt Rivers Müzesi ziyaretçilerine sundu. “Ziyaretçilerini, göçmen Türk işçilerin hem ferdî hem de müşterek hikâyelerine düğüm atan anılar, deneyimler, fotoğraflar ve eşyalar üzerinden bir yolculuğa çıkarmak” konseptiyle geliştirdiğimiz sergide DiasporaTürk koleksiyonunu ve göçmen ailelerin büyük bir nezaketle ödünç verdikleri yadigârları etkileyici bir kurgu üzerinden sunmayı amaçladık. Sergi için özel tasarlanan, saçılmış bir kurguda eklemlenen tematik üniteler ve grafiklerle; “dağılmak”, “saçılmak”, “yayılmak” anlamlarını taşıyan “diaspora” kelimesine atıfta bulunurken aynı zamanda göç eden kuşların dalgalı uçuş desenlerini de çağrıştırmayı umduk. 1960’larda Avrupa’nın işgücü açığını karşılamak için yola çıkan misafir işçilerin arasında Türkler de vardı. Almanlar onlara “gastarbeiter” yani misafir işçi diyordu. Birkaç yıl çalışacak, aileleri için para biriktirip ülkelerine geri döneceklerdi. Her ne kadar sağlık muayenelerindeki görüntüler “misafire” uygulanacak türden olmasa da kimi düğün parasını denkleştirmek, kimi traktör parasını çıkarmak, kimi de memlekete para gönderebilmek umuduyla katlandı buna. Oysa katlanacakları tek şey bu değildi… 2 gece 3 gün süren tren yolculuğu, savaş zamanından kalma 8-10 kişilik işçi yurtları, ağır çalışma koşulları, dilini, yaşantısı, geleneklerini ve kültürünü bilmedikleri bir ortam, onları bekleyen zorlu hayatın yalnızca bir yüzüydü. Ancak hiçbir şey İstanbul’dan kalkan trenlerin zamanla sayısının artmasına ve trenlerin dolmasına mani olmadı. Önceleri haftada 2 kez kalkan işçi trenleri, bir süre sonra haftanın her günü ve günde 2 kez Avrupa’nın madenlerine, fabrikalarına işçi taşımaya başladı. Böylece birbirini tanımayan yüzbinlerce insanın kaderleri birbirlerine bağlanmış oldu. Bavullar, biletler, kumanyalar, mataralar, ceplerine koydukları aile fotoğraflar ve daha niceleri… İşçilerin hayatları ortak göç objeleri üzerinde birleşti. Nice mektuplar yazıldı, nice kasetler dolduruldu… Şiirler ve şarkılar onlara yarenlik etti. Anavatana geri dönüş hayali, hep sürse de geri dönmek pek kolay olmadı. Gidenlerin çoğu kalıcı oldular… Ailelerini de yanlarına alarak gittikleri ülkelere yerleştiler. Hem kendi hem de doğdukları ülkenin diliyle, kültürüyle yetişten yeni nesiller dünyaya geldi. Avrupa’nın göçmen aileleri ilk yıllarda şehrin arka mahallelerinde ucuz ve bakımsız evlerde yaşamak zorundaydılar. Berlin’deki Kreuzberg gibi semtler bir süre sonra “getto” diye anılacaktı. Misafirlikle başlayan göç yolculuğu gettolarda devam ediyordu. II. Dünya Savaşı’nın acı hatırlarını anımsatan getto kelimesinin göçmenler için kullanılması, bir süre sonra giderek artmaya devam eden ırkçı hareketlerin ayak sesleriydi belki de… Hayat devam ediyordu… Göçmenler yaşadıkları yerlerde ibadethane, dil kursu, okul, bakkal, lokanta, sinema ve iş yerleri açtıkça kalıcı olarak yerleşenlerin sayısı giderek arttı. 70’lerde Almanya’nın işçi alımını durdurması, 80’lerde çıkarılan geri dönüşü teşvik yasası yüzbinlerce Türk ailenin geri dönmesini sağlasa da çok daha fazlası Almanya’da ve diğer Avrupa ülkelerinde kalmayı tercih etti. Anavatanları artık yalnızca yaz aylarında birkaç haftalığına tatil için gidilen bir yer olmuştu. Avrupa, onların yaşadıkları ve belki de hayata gözlerini yumacakları ikinci vatanlarıydı. 1960’larda İstanbul’daki Sirkeci Tren İstasyonu’nda tahta bavullarla yollara düşen misafir işçiler, bugün sayıları 6.5 milyona ulaşan Türk diasporasının temellerini attılar. Bu bizim hikâyemiz. Bizim insanımızın hikâyesi…
DiasporaTürk işbirliği ile gerçekleştirdiğimiz “Memoirs in My Suitcase” sergisi, Türk diasporasının 60 yıllık göç hikâyesini 10 Aralık 2019 – 31 Mayıs 2020 tarihleri arasında Oxford Üniversitesi Pitt Rivers Müzesi ziyaretçilerine sundu. “Ziyaretçilerini, göçmen Türk işçilerin hem ferdî hem de müşterek hikâyelerine düğüm atan anılar, deneyimler, fotoğraflar ve eşyalar üzerinden bir yolculuğa çıkarmak” konseptiyle geliştirdiğimiz sergide DiasporaTürk koleksiyonunu ve göçmen ailelerin büyük bir nezaketle ödünç verdikleri yadigârları etkileyici bir kurgu üzerinden sunmayı amaçladık. Sergi için özel tasarlanan, saçılmış bir kurguda eklemlenen tematik üniteler ve grafiklerle; “dağılmak”, “saçılmak”, “yayılmak” anlamlarını taşıyan “diaspora” kelimesine atıfta bulunurken aynı zamanda göç eden kuşların dalgalı uçuş desenlerini de çağrıştırmayı umduk. 1960’larda Avrupa’nın işgücü açığını karşılamak için yola çıkan misafir işçilerin arasında Türkler de vardı. Almanlar onlara “gastarbeiter” yani misafir işçi diyordu. Birkaç yıl çalışacak, aileleri için para biriktirip ülkelerine geri döneceklerdi. Her ne kadar sağlık muayenelerindeki görüntüler “misafire” uygulanacak türden olmasa da kimi düğün parasını denkleştirmek, kimi traktör parasını çıkarmak, kimi de memlekete para gönderebilmek umuduyla katlandı buna. Oysa katlanacakları tek şey bu değildi… 2 gece 3 gün süren tren yolculuğu, savaş zamanından kalma 8-10 kişilik işçi yurtları, ağır çalışma koşulları, dilini, yaşantısı, geleneklerini ve kültürünü bilmedikleri bir ortam, onları bekleyen zorlu hayatın yalnızca bir yüzüydü. Ancak hiçbir şey İstanbul’dan kalkan trenlerin zamanla sayısının artmasına ve trenlerin dolmasına mani olmadı. Önceleri haftada 2 kez kalkan işçi trenleri, bir süre sonra haftanın her günü ve günde 2 kez Avrupa’nın madenlerine, fabrikalarına işçi taşımaya başladı. Böylece birbirini tanımayan yüzbinlerce insanın kaderleri birbirlerine bağlanmış oldu. Bavullar, biletler, kumanyalar, mataralar, ceplerine koydukları aile fotoğraflar ve daha niceleri… İşçilerin hayatları ortak göç objeleri üzerinde birleşti. Nice mektuplar yazıldı, nice kasetler dolduruldu… Şiirler ve şarkılar onlara yarenlik etti. Anavatana geri dönüş hayali, hep sürse de geri dönmek pek kolay olmadı. Gidenlerin çoğu kalıcı oldular… Ailelerini de yanlarına alarak gittikleri ülkelere yerleştiler. Hem kendi hem de doğdukları ülkenin diliyle, kültürüyle yetişten yeni nesiller dünyaya geldi. Avrupa’nın göçmen aileleri ilk yıllarda şehrin arka mahallelerinde ucuz ve bakımsız evlerde yaşamak zorundaydılar. Berlin’deki Kreuzberg gibi semtler bir süre sonra “getto” diye anılacaktı. Misafirlikle başlayan göç yolculuğu gettolarda devam ediyordu. II. Dünya Savaşı’nın acı hatırlarını anımsatan getto kelimesinin göçmenler için kullanılması, bir süre sonra giderek artmaya devam eden ırkçı hareketlerin ayak sesleriydi belki de… Hayat devam ediyordu… Göçmenler yaşadıkları yerlerde ibadethane, dil kursu, okul, bakkal, lokanta, sinema ve iş yerleri açtıkça kalıcı olarak yerleşenlerin sayısı giderek arttı. 70’lerde Almanya’nın işçi alımını durdurması, 80’lerde çıkarılan geri dönüşü teşvik yasası yüzbinlerce Türk ailenin geri dönmesini sağlasa da çok daha fazlası Almanya’da ve diğer Avrupa ülkelerinde kalmayı tercih etti. Anavatanları artık yalnızca yaz aylarında birkaç haftalığına tatil için gidilen bir yer olmuştu. Avrupa, onların yaşadıkları ve belki de hayata gözlerini yumacakları ikinci vatanlarıydı. 1960’larda İstanbul’daki Sirkeci Tren İstasyonu’nda tahta bavullarla yollara düşen misafir işçiler, bugün sayıları 6.5 milyona ulaşan Türk diasporasının temellerini attılar. Bu bizim hikâyemiz. Bizim insanımızın hikâyesi…
Etnospor Kültür Festivali, hedefi tarihi ve geleneksel sporları yeniden canlandırıp hem bu kültürü yaşatmak hem de profesyonel bir disiplin içerisine sokup olimpiyatlara katılabilecek bir aşamaya getirmek olan Dünya Etnospor Konfederasyonu tarafından düzenleniyor. Sanat yönetmenliğini ALART’ın üstlendiği etkinliğe her yaş grubundan bir milyona yakın katılım oluyor. Birçok farklı milletin temsil edildiği Festivalde, spor müsabakalarının yanı sıra farklı ülkelerin yemeklerinden kıyafetlerine kadar kültürel tüm zenginliklerini ziyaretçilere tanıtmayı hedefliyor.
Etnospor Kültür Festivali, hedefi tarihi ve geleneksel sporları yeniden canlandırıp hem bu kültürü yaşatmak hem de profesyonel bir disiplin içerisine sokup olimpiyatlara katılabilecek bir aşamaya getirmek olan Dünya Etnospor Konfederasyonu tarafından düzenleniyor. Sanat yönetmenliğini ALART’ın üstlendiği etkinliğe her yaş grubundan bir milyona yakın katılım oluyor. Birçok farklı milletin temsil edildiği Festivalde, spor müsabakalarının yanı sıra farklı ülkelerin yemeklerinden kıyafetlerine kadar kültürel tüm zenginliklerini ziyaretçilere tanıtmayı hedefliyor.
Anadolu’daki geleneksel giysi kültürü yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan toplulukların zenginliğinin bir yansıması olarak karşımıza çıkar. Neredeyse her yöreye, şehre, köye ve hatta mahalleye göre değişen kıyafet çeşitliliği bu toplulukların kimliklerine dair bir gösteren olmasının yanında estetik meraklarını da gözler önüne sermesi bakımından büyük kıymet arz eder. Bu giysi kültürünün en görkemli biçimde sergilendiği yerler ise düğün gibi özel merasimler olmuştur. Anadolu’daki toplulukların bir arada yaşama ve paylaşma arzusunun en somut göstergelerinden biri olan bu merasimler —yine bu isteğin bir belirtisi olarak— her kesimden insanın katıldığı, birbirinden farklı yaşam tarzlarının iç içe geçtiği büyük şölenler şeklinde kutlanmıştır. Yeni bir ailenin kurulmasına giden yolun ilk aşaması olan düğünlerde tüm gözlerin üzerinde olduğu, bir nevi kutlamaların “başrolündeki” kişi her daim gelinlerdir. Kıyafeti, takıları, süslemeleri ile Anadolu’nun Gelinleri yüzlerce yıllık âdetlerin, geleneklerin ve görgünün aktarılmasında en önemli rollerden birini üstlenmiştir. Ona eşlik eden damat, kayınvalide vb. kişiler kıyafetleriyle bu görsel şölenin önemli, tamamlayıcı unsurları arasında yer alır. Koleksiyoner Yusuf İyilik tarafından Anadolu’nun karış karış taranmasıyla elde edilen düğün giysilerinin yer aldığı bu sergide ziyaretçiye yüzlerce yıllık bu geleneği farklı açılardan gözlemleme imkânı sunulmaktadır.
Anadolu’daki geleneksel giysi kültürü yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan toplulukların zenginliğinin bir yansıması olarak karşımıza çıkar. Neredeyse her yöreye, şehre, köye ve hatta mahalleye göre değişen kıyafet çeşitliliği bu toplulukların kimliklerine dair bir gösteren olmasının yanında estetik meraklarını da gözler önüne sermesi bakımından büyük kıymet arz eder. Bu giysi kültürünün en görkemli biçimde sergilendiği yerler ise düğün gibi özel merasimler olmuştur. Anadolu’daki toplulukların bir arada yaşama ve paylaşma arzusunun en somut göstergelerinden biri olan bu merasimler —yine bu isteğin bir belirtisi olarak— her kesimden insanın katıldığı, birbirinden farklı yaşam tarzlarının iç içe geçtiği büyük şölenler şeklinde kutlanmıştır. Yeni bir ailenin kurulmasına giden yolun ilk aşaması olan düğünlerde tüm gözlerin üzerinde olduğu, bir nevi kutlamaların “başrolündeki” kişi her daim gelinlerdir. Kıyafeti, takıları, süslemeleri ile Anadolu’nun Gelinleri yüzlerce yıllık âdetlerin, geleneklerin ve görgünün aktarılmasında en önemli rollerden birini üstlenmiştir. Ona eşlik eden damat, kayınvalide vb. kişiler kıyafetleriyle bu görsel şölenin önemli, tamamlayıcı unsurları arasında yer alır. Koleksiyoner Yusuf İyilik tarafından Anadolu’nun karış karış taranmasıyla elde edilen düğün giysilerinin yer aldığı bu sergide ziyaretçiye yüzlerce yıllık bu geleneği farklı açılardan gözlemleme imkânı sunulmaktadır.
Türkiye ve Güney Kore arasındaki diplomatik ilişkilerin 60. yılı dolayısıyla Uluslararası Seul Kitap Fuarı’nda açılan “Kardeşlik Öyküsü: Ankara Okulu” sergisi, Kore topraklarına yardım elini uzatan Türk ordusunun sadece cephede değil cephe gerisinde de Korelilerle gerçekleştirdiği dayanışmayı ele alır. Girdikleri muharebelerden üstün başarılar elde eden Türk tugayları, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yüzünü ağartırken hem müttefiklerinin hem de Güney Korelilerin saygı ve sevgisini kazanmıştır. Cephede gösterdikleri kahramanlıklar nedeniyle “yol gösterici” manasına gelen "North Star" (Kutup yıldızı) olarak anılan Türk Tugayı’nın sivil halkla kurduğu ilişkilerin merkezindeyse öksüz ve yetim çocukların eğitildiği, rehabilite edildiği Ankara Okulu yer alır. Türk Tugayı tarafından açılan ve desteklenen bu okul, Güney Kore ile ülkemiz arasında kurulan tarihsel ve dostane bağın kıymetli bir nişânesidir. Fuarın “Onur Konuğu” olan Türkiye’nin standını ziyaret eden Güney Kore Cumhurbaşkanı Moon Jae-In’in eşi Kim Jung Sook tarafından açılan sergi, bu süreci çeşitli fotoğraflar, belgeler ve tarihi objeler eşliğinde anlatmaktadır.
Etnospor Kültür Festivali, hedefi tarihi ve geleneksel sporları yeniden canlandırıp hem bu kültürü yaşatmak hem de profesyonel bir disiplin içerisine sokup olimpiyatlara katılabilecek bir aşamaya getirmek olan Dünya Etnospor Konfederasyonu tarafından düzenleniyor. Sanat yönetmenliğini ALART’ın üstlendiği etkinliğe her yaş grubundan bir milyona yakın katılım oluyor. Birçok farklı milletin temsil edildiği Festivalde, spor müsabakalarının yanı sıra farklı ülkelerin yemeklerinden kıyafetlerine kadar kültürel tüm zenginliklerini ziyaretçilere tanıtmayı hedefliyor.
Etnospor Kültür Festivali, hedefi tarihi ve geleneksel sporları yeniden canlandırıp hem bu kültürü yaşatmak hem de profesyonel bir disiplin içerisine sokup olimpiyatlara katılabilecek bir aşamaya getirmek olan Dünya Etnospor Konfederasyonu tarafından düzenleniyor. Sanat yönetmenliğini ALART’ın üstlendiği etkinliğe her yaş grubundan bir milyona yakın katılım oluyor. Birçok farklı milletin temsil edildiği Festivalde, spor müsabakalarının yanı sıra farklı ülkelerin yemeklerinden kıyafetlerine kadar kültürel tüm zenginliklerini ziyaretçilere tanıtmayı hedefliyor.
Etnospor Kültür Festivali, hedefi tarihi ve geleneksel sporları yeniden canlandırıp hem bu kültürü yaşatmak hem de profesyonel bir disiplin içerisine sokup olimpiyatlara katılabilecek bir aşamaya getirmek olan Dünya Etnospor Konfederasyonu tarafından düzenleniyor. Sanat yönetmenliğini ALART’ın üstlendiği etkinliğe her yaş grubundan bir milyona yakın katılım oluyor. Birçok farklı milletin temsil edildiği Festivalde, spor müsabakalarının yanı sıra farklı ülkelerin yemeklerinden kıyafetlerine kadar kültürel tüm zenginliklerini ziyaretçilere tanıtmayı hedefliyor.
It is a long established fact that a reader will be distracted by the readable content of a page when looking at its layout. The point of using Lorem Ipsum is that it has a more-or-less normal distribution of letters, as opposed to using 'Content here, content here', making it look like readable English. Many desktop publishing packages and web page editors now use Lorem Ipsum as their default model text, and a search for 'lorem ipsum' will uncover many web sites still in their infancy. Various versions have evolved over the years, sometimes by accident, sometimes on purpose (injected humour and the like). It is a long established fact that a reader will be distracted by the readable content of a page when looking at its layout. The point of using Lorem Ipsum is that it has a more-or-less normal distribution of letters, as opposed to using 'Content here, content here', making it look like readable English. Many desktop publishing packages and web page editors now use Lorem Ipsum as their default model text, and a search for 'lorem ipsum' will uncover many web sites still in their infancy. Various versions have evolved over the years, sometimes by accident, sometimes on purpose (injected humour and the like).
It is a long established fact that a reader will be distracted by the readable content of a page when looking at its layout. The point of using Lorem Ipsum is that it has a more-or-less normal distribution of letters, as opposed to using 'Content here, content here', making it look like readable English. Many desktop publishing packages and web page editors now use Lorem Ipsum as their default model text, and a search for 'lorem ipsum' will uncover many web sites still in their infancy. Various versions have evolved over the years, sometimes by accident, sometimes on purpose (injected humour and the like). It is a long established fact that a reader will be distracted by the readable content of a page when looking at its layout. The point of using Lorem Ipsum is that it has a more-or-less normal distribution of letters, as opposed to using 'Content here, content here', making it look like readable English. Many desktop publishing packages and web page editors now use Lorem Ipsum as their default model text, and a search for 'lorem ipsum' will uncover many web sites still in their infancy. Various versions have evolved over the years, sometimes by accident, sometimes on purpose (injected humour and the like).
İcatlar Mucitler serisi, İslam bilim tarihinde keşifleri, icatları ve kitapları ile yer etmiş âlimlerin hayatlarını konu edinir. 11-16 yaş grubu için hazırlanan bu kitaplar mekânlardan kılık kıyafetlere kadar dönemin havasını yansıtmakla birlikte, çizim ve görsellik açısından genç okuyucuların ilgisini çekecek bir biçimde tasarlanmıştır.
İcatlar Mucitler serisi, İslam bilim tarihinde keşifleri, icatları ve kitapları ile yer etmiş âlimlerin hayatlarını konu edinir. 11-16 yaş grubu için hazırlanan bu kitaplar mekânlardan kılık kıyafetlere kadar dönemin havasını yansıtmakla birlikte, çizim ve görsellik açısından genç okuyucuların ilgisini çekecek bir biçimde tasarlanmıştır.
Etnospor Kültür Festivali, hedefi tarihi ve geleneksel sporları yeniden canlandırıp hem bu kültürü yaşatmak hem de profesyonel bir disiplin içerisine sokup olimpiyatlara katılabilecek bir aşamaya getirmek olan Dünya Etnospor Konfederasyonu tarafından düzenleniyor. Sanat yönetmenliğini ALART’ın üstlendiği etkinliğe her yaş grubundan bir milyona yakın katılım oluyor. Birçok farklı milletin temsil edildiği Festivalde, spor müsabakalarının yanı sıra farklı ülkelerin yemeklerinden kıyafetlerine kadar kültürel tüm zenginliklerini ziyaretçilere tanıtmayı hedefliyor.
Tarihi semtlere yolculuk UNESCO tarafından Dünya Miras Alanları listesine alınan İstanbul’un Sultanahmet, Süleymaniye, Zeyrek ve Karasurları gibi tarihi yerleriyle alakalı güncel görsel ve bilgiye dayalı kitapçıklar hazırlandı.
Müslüman kâşiflerin teknik buluşları XXX 8.-16. yüzyıl arasında Eski Yunan, Hint, Pers ve Roma gibi kadim uygarlıkların bilim ve teknik alanındaki çalışmalarını çeviriler yoluyla elde eden Müslüman bilim adamları astronomiden kimyaya, tıptan fiziğe kadar birçok alanda bu eserlerde verilen bilgileri kontrol edip geliştirir ve bu sayede yeni keşif ve icatlara imza atar. Müslüman âlimlerin bu süreçteki üretimlerinin, bilgi ve tekniğe yaklaşımlarının aktarıldığı İslam Bilim ve Teknik Müzesi, bu kişilerin çalışmalarını yürüttükleri bir atölye hissini verecek şekilde kurgulandı. Müzenin hikâyesi ziyaretçilerin Müslüman bilim adamlarının gerçekleştirdiği icat ve keşiflerle etkileşime geçmelerini sağlayacak interaktif uygulamalarla zenginleştirilirken bulunduğu tarihi bina da bu hikâyenin bir parçası olarak farklılaştırıldı ve konsepte dahil edildi. Kendi alanında birçok ilki barındıran müzede ziyaretçinin astronomi, tıp, kimya, fizik-mekanik ve coğrafya gibi bölümlerini dolaşıp tarihte bir yolculuğa çıkarken örneğin Gaziantep’in konumuna göre hesaplanmış interaktif yıldız haritasıyla gökyüzünü izlemesi yahut dünyanın ilk kamerası olan bir oda büyüklüğündeki camera obscura’nın içine girerek bu büyük deneyimi yaşaması amaçlanmaktadır.
Müslüman kâşiflerin teknik buluşları 8.-16. yüzyıl arasında Eski Yunan, Hint, Pers ve Roma gibi kadim uygarlıkların bilim ve teknik alanındaki çalışmalarını çeviriler yoluyla elde eden Müslüman bilim adamları astronomiden kimyaya, tıptan fiziğe kadar birçok alanda bu eserlerde verilen bilgileri kontrol edip geliştirir ve bu sayede yeni keşif ve icatlara imza atar. Müslüman âlimlerin bu süreçteki üretimlerinin, bilgi ve tekniğe yaklaşımlarının aktarıldığı İslam Bilim ve Teknik Müzesi, bu kişilerin çalışmalarını yürüttükleri bir atölye hissini verecek şekilde kurgulandı. Müzenin hikâyesi ziyaretçilerin Müslüman bilim adamlarının gerçekleştirdiği icat ve keşiflerle etkileşime geçmelerini sağlayacak interaktif uygulamalarla zenginleştirilirken bulunduğu tarihi bina da bu hikâyenin bir parçası olarak farklılaştırıldı ve konsepte dahil edildi. Kendi alanında birçok ilki barındıran müzede ziyaretçinin astronomi, tıp, kimya, fizik-mekanik ve coğrafya gibi bölümlerini dolaşıp tarihte bir yolculuğa çıkarken örneğin Gaziantep’in konumuna göre hesaplanmış interaktif yıldız haritasıyla gökyüzünü izlemesi yahut dünyanın ilk kamerası olan bir oda büyüklüğündeki camera obscura’nın içine girerek bu büyük deneyimi yaşaması amaçlanmaktadır.
Müslüman kâşiflerin teknik buluşları 8.-16. yüzyıl arasında Eski Yunan, Hint, Pers ve Roma gibi kadim uygarlıkların bilim ve teknik alanındaki çalışmalarını çeviriler yoluyla elde eden Müslüman bilim adamları astronomiden kimyaya, tıptan fiziğe kadar birçok alanda bu eserlerde verilen bilgileri kontrol edip geliştirir ve bu sayede yeni keşif ve icatlara imza atar. Müslüman âlimlerin bu süreçteki üretimlerinin, bilgi ve tekniğe yaklaşımlarının aktarıldığı İslam Bilim ve Teknik Müzesi, bu kişilerin çalışmalarını yürüttükleri bir atölye hissini verecek şekilde kurgulandı. Müzenin hikâyesi ziyaretçilerin Müslüman bilim adamlarının gerçekleştirdiği icat ve keşiflerle etkileşime geçmelerini sağlayacak interaktif uygulamalarla zenginleştirilirken bulunduğu tarihi bina da bu hikâyenin bir parçası olarak farklılaştırıldı ve konsepte dahil edildi. Kendi alanında birçok ilki barındıran müzede ziyaretçinin astronomi, tıp, kimya, fizik-mekanik ve coğrafya gibi bölümlerini dolaşıp tarihte bir yolculuğa çıkarken örneğin Gaziantep’in konumuna göre hesaplanmış interaktif yıldız haritasıyla gökyüzünü izlemesi yahut dünyanın ilk kamerası olan bir oda büyüklüğündeki camera obscura’nın içine girerek bu büyük deneyimi yaşaması amaçlanmaktadır.